Şans, tasarımdan geriye kalandır!
Bu başlık, sizlere bu köşeden iki senedir vermeye çalıştığım mesajı çok iyi özetliyor. Hep “İşinizi konjonktürel değil stratejik yönetin” diyorum. İşinizi stratejik yönetin derken aslında şunu kast ediyorum; işinizi öyle yönetin ki, makro koşullar ya da şans faktörü sizi minimum etkilesin. İşiniz ile ilgili kendi kaderinizi kendiniz belirleyin!
Oysa bugün durum çoğunlukla tam tersi. Makro şartların düzelmesini, birilerinin bizi tesadüfen fark edip, bize sipariş vermesini, işimizin birden mucizevi bir şekilde büyümesini bekliyoruz. ‘Stand by’ modunda yönetim de diyebiliriz buna. “Bertan Hocam, bu zor şartlarda işi devam ettiriyoruz, ayakta kalıyoruz, satış yapıyoruz, ciro yapıyoruz, daha ne yapalım diyenleri duyuyorum”, hayır beklentim bu değil. Sizin beklentiniz de bu olmamalı. Beklentim, sizin kendi sektörünüzde, yurt içinde ve dışında, tüm rakiplerden farklılaşarak, düşük fiyat-uzun vade-yüksek ciro-düşük kâr-düşük nakit sarmalından çıkıp, yüksek fiyat-sağlıklı vade-dengeli ciro-yüksek kâr-yüksek nakit döngüsüne girmeniz. Yani işinizi şansa bırakmamak. Bunun yolu ise tasarımdan geçiyor.
Keşfet ve tasarla
Keşfetmek, kendi sektörünüzdeki trendleri, olası fırsatları, gelen değişim dalgalarını, yıkıcı teknolojiler kaynaklı riskleri görmek ve bunları analiz etmek demek. Bu önemli. Buna ek olarak müşteriyi, pazarı, rakipleri iyi analiz edip, karşılanmamış ihtiyaçları, rakiplerin göremediği noktaları, pazarın göz ardı edilen segmentlerini yakalamak demek. Bu nasıl olacak? Çok okumakla, çok gezmekle, sürekli doğru soruları sormakla, sürekli araştırmakla. Ben sizin yerinizde olsam, tüm masrafları kısar ama yurt içi ve dışı fuarları, sektörel organizasyonları, hatta müşterilerimizin sektörleriyle alakalı ya da komşu sektörlerdeki organizasyonları da kaçırmazdım. İyi fikirler, ilhamlar, bağlantılar oralarda!
Pek çoğumuz, yurt dışı fuarlara gidiyor, orada pasif bir şekilde vakit geçiriyoruz. Bu başka bir yazının konusu olabilir ama doğru olan, fuarlarda aktif olmak, sürekli meraklı gözlerle izlemek, temas kurmak, işinize yaramayacağını bilseniz de farklı insanlar, şirketler, ortamlar ile etkileşimde kalmak. Şehri yürüyerek ve toplu taşıma ile dolaşmak, tarihi mekanlara, kafe ve restoranlarına gitmek, caddelerde meraklı gözlerle etrafı izlemek. Gittiğimiz şehirlerin ruhundan ilham almak. Gördüklerimizi deneyimlerimiz ile birleştirmek. İnovasyon kanallarını açacak kültürel ve sanatsal faaliyetlere dahil olmak. Oysa çoğumuz bu işleri yapmıyoruz.
Tasarım
Keşif üzerinde daha çok yazarım ama yerimiz sınırlı. Ama meselenin özünü anladınız sanıyorum. Sonraki adım, tasarım. Neyi tasarlayacaksınız? Keşfettiğiniz fikirleri, ortaya koyduğunuz tespitleri, pazardaki boşlukları, nasıl değerlendirirsiniz? İş, hızlı şekilde fikrinizi ve buna bağlı stratejileri uygulamaya almayı gerektiriyor. Burada ürün, hizmet, iş modeli veya müşteri deneyimi noktasında bir yenilik, bir inovasyon ortaya koyabilirseniz, keşif başarılı sonuçlanır. Belki bir prototip, ya da bir pilot hizmet ile bu inovasyonun pazarda karşılığı olup olmadığını deneyebilirsiniz. Hızlı olmak başarının anahtarı.
Arayışta kalmalısınız
Bu biraz merak, biraz gözlem, biraz sorgulama, biraz akıl, biraz da sezgi işi. Ama oturup, faizlerin düşmesini veya şirkette işlerin mucizevi şekilde iyiye gitmesini beklemekten daha iyi değil mi? Dün dünde kaldı ise ve yeni bir şeyler söylemek lazım ise, oturup beklemek neden? Yeni ürün ve hizmetleri, bunları müşteriye ulaştıracak iş modelini, organizasyon yapısını, süreçleri, bu işi yapacak insan profilini nasıl sağlayacağınızı, hangi teknolojiler ve kanallar ile bunları başaracağınızı tasarlayın. Şansı beklemek yerine tasarımı tercih edin.