Orta Doğu’da jeopolitik ve teoloji
Filistin’de uç veren binlerce yıllık kin ve ihtiras, okyanus ötesinden de destek bularak, pamuk ipliğine bağlı bölgesel dengeleri sarsmaya devam ediyor. Son olarak ABD Başkanı Trump, makul mantık dizgesinin dışında bir hamleyle, Gazze Şeridi’ni basit bir emlak geliştirme projesine konu eder gibi yaparak sürece müdahil oldu.
Aslında Filistinliler’in vatanlarından sürgün edilmesi tartışmaları hiç de yeni bir durum değil. Trump’ın ifadelerini onun delifişek karakterine bağlayıp, gülüp geçmemize mâni olan tarihi gerçekler var. Filistinliler’i sürüp dünyanın dört bir yanından getirilecek Yahudileri burada iskân ederek Fransa’ya bağlı bir Yahudi devleti kurmayı hedefleyen Napolyon Bonapart’ın, Nakba’nın tohumlarını iki asır önce ektiğini henüz kimse unutmadı. Dolayısıyla Trump’ın açıklamalarını da yalnızca bir emlak kralının esnaf mantığının çıktısı olarak değil, jeopolitik ve yüzlerce yıllık Siyonist planlamalar bağlamında dikkate almak gerekiyor.
Büyük Felaket
Filistinliler; topraklarının gasp edilmesini, sürgün edilmelerini ve katledilmelerini sembolize eden, dünyanın en büyük mülteci sorununa yol açan olayları “Büyük Felaket” anlamındaki “Nakba” kavramıyla adlandırıyor. 15 Mayıs 1948 tarihi, yaklaşık bir milyon sivilin vatanlarından zorla sürülmesi ve sosyokültürel dokunun yok edilmesi ile başlayıp günümüze kadar uzanan felaketler silsilesinin başlangıcı kabul ediliyor.
Halihazırda dünya genelindeki mültecilerin yaklaşık altı milyonluk en kalabalık grubunu Filistinliler oluşturuyor. Kitlesel göçler, bir taraftan Orta Doğu’da istikrarsızlığın kökleşmesine ve Filistin toplumunun sosyoekonomik yapısının temelden sarsılmasına neden olurken, öte yandan Filistinliler’in ulusal kimliklerini yeniden şekillendirmelerine yardım edip ortak bir Filistin diasporasının oluşmasını da sağlamış. Felaket ve acı mefhumunun ortak hafızada kendine yer edinmesinin yanında özgürlük ve direniş kavramları da toplumun ayrılmaz parçası haline gelmiş.
Gazze Nakbası
7 Ekim 2023’ten bu yana yüzde seksen beşi yerlerinden edilen Gazze’deki nüfusun yarısından fazlası mülteci olduğundan, esasında bugünün Nakba’sında sürgünün de sürgünü yaşanıyor. Filistinliler’i ayrım gözetmeksizin katleden İsrail, eşi benzeri görülmemiş bir tabiat ve mekân yıkımı da gerçekleştiriyor.
İsrail savaş makinesinin terörize ettiği ve Gazze’nin kuzeyinden güneyine sürdüğü Filistinliler; açlığa, susuzluğa ve salgın hastalıklara mahkûm edilerek bölgeyi kendiliğinden terk etmeye sevk ediliyor. İsrail, Gazze Nakbası yaratmak için elinden geleni ardına koymuyor. 1948’den bu yana Ürdün veya Sina’da bir Filistin devleti kurma fikrinin kapalı kapılar ardında pek çok kez dile getirildiği, bu konuda Amman ve Kahire’deki yöneticilere baskılar yapıldığı fakat gerek her iki devletin karşı çıkması gerekse de Filistinliler’in direnmesi nedeniyle bir sonuç alınamadığı biliniyor.
Isıtılıp ısıtılıp tekrar gündeme getirilen Gazzeliler’i Sina’ya yerleştirme düşüncesi, günümüzde ise bağımsız bir Filistin devleti fikrini sürekli reddeden, İsrail tarihindeki en sağcı mevcut hükümetin hedeflerinden biri. Bunun bir şekilde gerçekleşmesi sadece Gazze’nin ve Filistin’in geleceğini değil, Mısır’ın toprak bütünlüğü ile siyasi ve iktisadi istikrarını da doğrudan tehdit edecek yeni bir kaotik döneme kapı aralayabilir. Gazze’den başlayacak kitlesel göç akabinde Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler’in de Ürdün’e gönderilmesi kuvvetle muhtemel hale gelebilir.
Cennetin Krallığı
İsrail’in motivasyonunun temelinde, Yahudi dininin ve ona bağlı inanç gruplarının binlerce yıllık arz-ı mev’ud hayalinin yattığı artık bir sır değil. Amerikalı Evangelist seçmenin “kurtarıcı mehdi” olarak gördüğü Trump’ın bu role kendisini fazlasıyla kaptırması, “Mesih İsa’nın, yeryüzüne inip cennetin krallığını kurması için Müslümanlar’ı vadedilmiş topraklardan sürme planını” gerçekten hayata geçirme aşamasına kadar uzayıp gidebilir. Yani dünya çok önemli bir yol ayrımında; karşımızdaki vahşi dünya düzeniyle yüzleşmenin ve Selahaddin Eyyubi efsanesini yeni baştan okumanın zamanı çoktan geldi de geçiyor.