Orta Doğu’da jeopolitik ve teoloji

Ö. Süleyman KILIÇARSLAN
Ö. Süleyman KILIÇARSLAN STRATEJİK ANALİZ suleyman.kılıcarslan@dunya.com

Filistin’de uç veren binlerce yıllık kin ve ihtiras, okyanus ötesinden de destek bu­larak, pamuk ipliğine bağlı bölgesel dengele­ri sarsmaya devam ediyor. Son olarak ABD Başkanı Trump, makul mantık dizgesinin dışında bir hamleyle, Gazze Şeridi’ni basit bir emlak geliştirme projesine konu eder gi­bi yaparak sürece müdahil oldu.

Aslında Filistinliler’in vatanlarından sür­gün edilmesi tartışmaları hiç de yeni bir du­rum değil. Trump’ın ifadelerini onun delifi­şek karakterine bağlayıp, gülüp geçmemize mâni olan tarihi gerçekler var. Filistinliler’i sürüp dünyanın dört bir yanından getirile­cek Yahudileri burada iskân ederek Fran­sa’ya bağlı bir Yahudi devleti kurmayı hedef­leyen Napolyon Bonapart’ın, Nakba’nın to­humlarını iki asır önce ektiğini henüz kimse unutmadı. Dolayısıyla Trump’ın açıklama­larını da yalnızca bir emlak kralının esnaf mantığının çıktısı olarak değil, jeopolitik ve yüzlerce yıllık Siyonist planlamalar bağla­mında dikkate almak gerekiyor.

Büyük Felaket

Filistinliler; topraklarının gasp edilmesi­ni, sürgün edilmelerini ve katledilmelerini sembolize eden, dünyanın en büyük mülteci sorununa yol açan olayları “Büyük Felaket” anlamındaki “Nakba” kavramıyla adlandı­rıyor. 15 Mayıs 1948 tarihi, yaklaşık bir mil­yon sivilin vatanlarından zorla sürülmesi ve sosyokültürel dokunun yok edilmesi ile baş­layıp günümüze kadar uzanan felaketler sil­silesinin başlangıcı kabul ediliyor.

Halihazırda dünya genelindeki mültecile­rin yaklaşık altı milyonluk en kalabalık gru­bunu Filistinliler oluşturuyor. Kitlesel göç­ler, bir taraftan Orta Doğu’da istikrarsızlığın kökleşmesine ve Filistin toplumunun sos­yoekonomik yapısının temelden sarsılması­na neden olurken, öte yandan Filistinliler’in ulusal kimliklerini yeniden şekillendirme­lerine yardım edip ortak bir Filistin diaspo­rasının oluşmasını da sağlamış. Felaket ve acı mefhumunun ortak hafızada kendine yer edinmesinin yanında özgürlük ve dire­niş kavramları da toplumun ayrılmaz parça­sı haline gelmiş.

Gazze Nakbası

7 Ekim 2023’ten bu yana yüzde seksen be­şi yerlerinden edilen Gazze’deki nüfusun yarısından fazlası mülteci olduğundan, esa­sında bugünün Nakba’sında sürgünün de sürgünü yaşanıyor. Filistinliler’i ayrım gö­zetmeksizin katleden İsrail, eşi benzeri gö­rülmemiş bir tabiat ve mekân yıkımı da ger­çekleştiriyor.

İsrail savaş makinesinin terö­rize ettiği ve Gazze’nin kuzeyinden güneyine sürdüğü Filistinliler; açlığa, susuzluğa ve salgın hastalıklara mahkûm edilerek bölge­yi kendiliğinden terk etmeye sevk ediliyor. İsrail, Gazze Nakbası yaratmak için elinden geleni ardına koymuyor. 1948’den bu yana Ürdün veya Sina’da bir Filistin devleti kur­ma fikrinin kapalı kapılar ardında pek çok kez dile getirildiği, bu konuda Amman ve Kahire’deki yöneticilere baskılar yapıldığı fakat gerek her iki devletin karşı çıkması ge­rekse de Filistinliler’in direnmesi nedeniyle bir sonuç alınamadığı biliniyor.

Isıtılıp ısıtı­lıp tekrar gündeme getirilen Gazzeliler’i Si­na’ya yerleştirme düşüncesi, günümüzde ise bağımsız bir Filistin devleti fikrini sürekli reddeden, İsrail tarihindeki en sağcı mevcut hükümetin hedeflerinden biri. Bunun bir şe­kilde gerçekleşmesi sadece Gazze’nin ve Fi­listin’in geleceğini değil, Mısır’ın toprak bü­tünlüğü ile siyasi ve iktisadi istikrarını da doğrudan tehdit edecek yeni bir kaotik dö­neme kapı aralayabilir. Gazze’den başlaya­cak kitlesel göç akabinde Batı Şeria’da yaşa­yan Filistinliler’in de Ürdün’e gönderilmesi kuvvetle muhtemel hale gelebilir.

Cennetin Krallığı

İsrail’in motivasyonunun temelinde, Ya­hudi dininin ve ona bağlı inanç gruplarının binlerce yıllık arz-ı mev’ud hayalinin yat­tığı artık bir sır değil. Amerikalı Evange­list seçmenin “kurtarıcı mehdi” olarak gör­düğü Trump’ın bu role kendisini fazlasıyla kaptırması, “Mesih İsa’nın, yeryüzüne inip cennetin krallığını kurması için Müslüman­lar’ı vadedilmiş topraklardan sürme planı­nı” gerçekten hayata geçirme aşamasına ka­dar uzayıp gidebilir. Yani dünya çok önemli bir yol ayrımında; karşımızdaki vahşi dünya düzeniyle yüzleşmenin ve Selahaddin Eyyu­bi efsanesini yeni baştan okumanın zamanı çoktan geldi de geçiyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
İktisadi milliyetçilik 03 Şubat 2025
Ekmeden biçilmez 27 Ocak 2025