Kavga ederken değişimi kaçırıyoruz!
Bugün ülkemizin içinden geçtiği süreç ve dünyadaki değişim üzerine sohbet etmek istiyorum.
Yazının sonunda söyleyeceğimi, baştan söyleyeyim: Ülke olarak iç siyasi çekişmeler nedeniyle dünyadaki değişimi ve fırsatları kaçırıyoruz. Oysa ülke olarak, hep birlikte bu değişimi yakalamamız ve gerekli adımları ayrışmadan, bölünmeden atmamız gerekiyor. Ancak iktidarıyla muhalefetiyle, seçimden seçime yaşıyoruz. Seçim bitiyor, hemen bir sonraki seçimin kavgası başlıyor. Seçim kazanmak için ortaya koyulan popülist söylemler, uygulamalar, politikalar ufku görmemize mani oluyor.
Dünya radikal şekilde değişecek!
Oysa hep birlikte kafamızı kaldırıp dünyada neler oluyor diye baksak, kasaba siyaseti çizgisi yerine küresel bir çizgi benimsemiş olsak, dünyada siyasi, ticari, ekonomik ve jeopolitik tüm paradigmaların, tarihte defalarca yaşandığı gibi değiştiğini göreceğiz.
Buhar, elektrik, bilgisayar, mobil iletişim ve internetten çok daha güçlü bir teknolojik yıkımın ortasına doğru ilerliyoruz. İnsanın pek çok alanda denklemden çıkacağı, akıllı ve karanlık fabrikaların devreye girdiği, üretimin hangi ülkede yapıldığının önemli olmayacağı, ikinci dünya savaşı öncesi benzeri ticaret savaşlarının yaşanacağı, biyolojik, siber ve konvansiyonel savaşların kapıda beklediği, iklim krizleri ile tetiklenecek jeopolitik kavgaların şiddetleneceği, teknolojik yıkım ile birlikte ulus devletlerin tehlike altında olacağı bir dönemdeyiz.
ABD-AB-Çin-Rusya ve gelişmekte olan ülkeler arası küresel ve yerel dinamikler değişiyor. İttifaklar değişiyor. Eskinin oyun kuralları, oyun kurucuları, oyun bozucuları değişiyor. Düşmanlar dost, dostlar düşman oluyor. Türkiye tüm bu meselelerin tam ortasında, en kritik dönemde, enerjisini iç siyasete harcıyor. Yani meselelere stratejik değil, taktiksel seviyeden bakıyoruz.
Artık fark etmeliyiz!
Karanlık fabrikalar ve yapay zekâ üretimin bu alanlarda ileri seviyede olan tüm ülkelerde yapılabilmesini mümkün kılıyor. Birkaç sene içinde gelişmekte olan ülkelerden, bu alanlara yatırım yapmış olan gelişmiş ülkelere üretim geri dönebilir. Aynı durum hizmet sektörü için de geçerli.
Özellikle Çin ve Hindistan gibi ‘offshoring’ ve ‘outsourcing’ hizmet modelleri ile zenginleşmiş ülkeler açısından bu büyük risk. Yine rekabet avantajı ucuz işgücüne dayalı ülkeler için de büyük risk. Buna Türkiye de dahil. Kaldı ki, üretimin gelişmiş ülkelere geri dönmesi de bir politika olarak teşvik ediliyor. Özellikle AB ve ABD için gelişmiş teknolojiler bunu mümkün kılıyor.
Dünyada bu denli önemli bir paradigma değişimi olurken, ülke olarak iç siyasi kavgalar ve iktidar oyunları ile kaybettiğimiz sürelerin telafisi yok.
Türkiye ne yapmalı?
Yapılması gereken ilk iş Batıyı mutlu etmek için değil, kendi insanımızın geleceği için yapısal reformları yapmak. Hep söylediğimiz gibi, yeni ve demokratik bir anayasa, koşulsuz düşünce ve ifade özgürlüğü, daha sağlıklı güçler ayrılığı, ülkeyi daha iyi temsil eden bir siyasi sistem, mutlak yargı bağımsızlığı ve yepyeni bir ekonomi paradigmasına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.
AB-ABD-Rusya ile dengeli ilişkiler ve siyaset bu dönem bizler açısından kıymetli olacak. Bu dönem özellikle ABD ile çok önemli ticari fırsatlar olduğu kanaatindeyim.
Türkiye, savunma sanayi atılımına başka sektörleri de katarak devam etmeli. Stratejik sektörler belirleyip, teşvikleri bu alanlara aktarmalıyız. Enerji, tarım, hayvancılık, sağlık, biyoteknoloji ve turizm bence bu stratejik sektörler. Yapay zekâ devriminde geç kalmış olsak da bu sektörlere yapacağımız yatırımlar ile rekabeti dengeleriz düşüncesindeyim.
Türkiye acilen odağını iç siyasetten, dışarıda olan bitene çevirip, değişen paradigmada kendisine bir yer bulmalı.