İç ve dış dinamiklerin hassas terazisinde Libya
Libya, Akdeniz ve Afrika’daki jeostratejik konumu nedeniyle öteden beri bölgesel ve küresel aktörlerin üzerinde nüfuz kurmak için rekabet halinde oldukları bir ülkeydi. Topraklarındaki petrol yataklarının keşfiyle birlikte bu kez Soğuk Savaş’ın rakip bloklarının çekişmesine maruz kalan Libya, Kaddafi’nin izlediği politikaların da etkisiyle dünyadan izole olmuş, ambargolar ve askeri müdahalelerle de sarsılmıştı.
Siyasi ve coğrafi bazlı bölünmelerin yanı sıra kabilecilik ve sosyal adaletsizliğin rejimin ana unsurları haline geldiği Kaddafi’nin kırk iki yıllık iktidarının Arap Baharı ile son bulması da ülkeye huzur getirmedi. Libya, halk devrimini sahiplenmeye çalışan silahlı grupların yanı sıra aşiretlerin ve terör örgütlerinin de dahil olduğu kaotik bir iç savaşa sürüklendi.
Çatışmanın bölgesel ve küresel boyutu
Zengin enerji rezervlerine sahip Libya’da kurulacak siyasi ve ekonomik rejim ile bu yapının jeopolitik ve stratejik tercihlerinin ne yönde olacağı gibi hususlar Libya’nın ötesinde bölge ülkelerini hatta küresel aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle Libya krizi; Trablus’taki meşru hükümet, doğudaki Halife Hafter’e bağlı güçler, kabileler, terör örgütleri ve bölge devletleriyle küresel güçlerin müdahil oldukları oldukça karmaşık ve çok aktörlü bir denkleme dönüştü.
BAE, Mısır ve Rusya’nın desteğiyle ülkenin doğusunu ve petrol bölgelerini ele geçiren Hafter’in 2019’da Libya’nın tamamına hâkim olma hamlesi ise meşru hükümetin imdadına Türkiye’nin yetişmesiyle akim kaldı.
Sahada askeri dengenin sağlanması diyalog süreçlerine de kapı araladı; Libya’nın genelinde uzlaşı tesis etmek üzere Milli Birlik Hükümeti kuruldu ve seçimlerin 2021 sonunda yapılması hususunda mutabakat sağlandı. Ancak ülkede etkin olan iç ve dış aktörlerin kendileri ve birbirleri arasındaki münasebetlerde yaşanan nispi normalleşme bile bunun için yeterli olmadı.
Türkiye-Libya ilişkileri
Libya ile münasebetlerinin temelinde beş asırlık bir arka plan olan Türkiye, devrim sonrasında Trablus’a Büyükelçi atayan ilk ülke olmuştu. İlişkilerini; kalıcı barışın, istikrarın, güvenliğin teminine katkı sağlanması ve karşılıklı yarar temelinde mümkün olan tüm alanlarda geliştirmeye çalıştı. Meşru hükümet ile 2019’da “Güvenlik ve Askeri İş Birliği” ile “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” mutabakat muhtıralarını imzalayarak hem enerji konusunda hem de bölgedeki güç mücadelesinde önemli kazanımlar elde etti.
Türkiye, daha önce Libya konusunda ters düştüğü bölge devletleriyle yürüttüğü normalleşme sürecini ve ülkedeki nispi istikrarı gözeterek doğuya da açıldı. Libya’daki demokratik meşruiyetin devamından ve krizin uzlaşıyla çözülmesinden yana olduğundan, Trablus ile olan stratejik ilişkisinden taviz vermeksizin Libya’nın doğusu ile de dengeli bir siyaset inşa etmeye başladı. Olumlu yönde seyreden Türkiye-Libya siyasi münasebetleri ve ülkede görece istikrarın temin edilmesi, ikili ekonomik ilişkilere de yansıdı ve Libya Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı ikinci Afrika ülkesi haline geldi.
Çatışmanın dondurulması ve hassas dengeler
Libya’da Trablus ve Bingazi arasında cereyan eden, ülkenin ve kurumların mutlak hâkimi haline gelme mücadelesi günümüzde de hız kesmeden sürüyor. Siyasi belirsizlik ve kırılgan güvenlik ortamının hâkim olduğu Libya, politik süreçlerde devam eden çıkmaz bağlamında hala “donmuş bir çatışma bölgesi” olarak nitelendiriliyor. Askeri hareketlenmelerin zaman zaman da olsa tırmanma eğilimi sergilemesi kapsamlı reformların hayata geçirilmesini zorlaştırıyor.
Öte yandan, dış aktörlerin Libya’daki farklı ajandaları ve stratejik öncelikleri kalıcı uzlaşıyı engelleme potansiyeline sahip olduğundan, siyasi çözüm ve istikrar iç savaşa taraf olmuş bölgesel ve küresel güçlerin tamamının uzlaşısını da gerektiriyor. Tüm yerel aktörlerin ideolojik, siyasi, sosyo-ekonomik ve askeri çıkarları ile küresel güçlerin politik, askeri ve ekonomik menfaatleri arasında bir orta yol, denge bulunmasının zaruri olduğu anlaşılıyor.