İç ve dış dinamiklerin hassas terazisinde Libya

Ö. Süleyman KILIÇARSLAN
Ö. Süleyman KILIÇARSLAN STRATEJİK ANALİZ suleyman.kılıcarslan@dunya.com

Libya, Akdeniz ve Afrika’daki jeost­ratejik konumu nede­niyle öteden beri böl­gesel ve küresel aktör­lerin üzerinde nüfuz kurmak için rekabet halinde oldukları bir ülkeydi. Toprakların­daki petrol yatakları­nın keşfiyle birlikte bu kez Soğuk Savaş’ın rakip bloklarının çekişmesine maruz kalan Libya, Kaddafi’nin izlediği politikaların da etkisiy­le dünyadan izole olmuş, am­bargolar ve askeri müdahaleler­le de sarsılmıştı.

Siyasi ve coğrafi bazlı bö­lünmelerin yanı sıra kabileci­lik ve sosyal adaletsizliğin reji­min ana unsurları haline geldiği Kaddafi’nin kırk iki yıllık ikti­darının Arap Baharı ile son bul­ması da ülkeye huzur getirmedi. Libya, halk devrimini sahiplen­meye çalışan silahlı grupların yanı sıra aşiretlerin ve terör ör­gütlerinin de dahil olduğu kao­tik bir iç savaşa sürüklendi.

Çatışmanın bölgesel ve küresel boyutu

Zengin enerji rezervlerine sa­hip Libya’da kurulacak siyasi ve ekonomik rejim ile bu yapının jeopolitik ve stratejik tercihle­rinin ne yönde olacağı gibi hu­suslar Libya’nın ötesinde bölge ülkelerini hatta küresel aktörle­ri de yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle Libya krizi; Trablus’ta­ki meşru hükümet, doğudaki Halife Hafter’e bağlı güçler, ka­bileler, terör örgütleri ve bölge devletleriyle küresel güçlerin müdahil oldukları oldukça kar­maşık ve çok aktörlü bir denkle­me dönüştü.

BAE, Mısır ve Rusya’nın des­teğiyle ülkenin doğusunu ve petrol bölgelerini ele geçiren Hafter’in 2019’da Libya’nın ta­mamına hâkim olma hamlesi ise meşru hükümetin imdadına Türkiye’nin yetişmesiyle akim kaldı.

Sahada askeri dengenin sağ­lanması diyalog süreçlerine de kapı araladı; Libya’nın gene­linde uzlaşı tesis etmek üzere Milli Birlik Hükümeti kurul­du ve seçimlerin 2021 sonun­da yapılması hususunda muta­bakat sağlandı. Ancak ülkede etkin olan iç ve dış aktörlerin kendileri ve birbirleri arasın­daki münasebetlerde yaşanan nispi normalleşme bile bunun için yeterli olmadı.

Türkiye-Libya ilişkileri

Libya ile münasebetlerinin temelinde beş asırlık bir ar­ka plan olan Türkiye, devrim sonrasında Trablus’a Büyükel­çi atayan ilk ülke olmuştu. İliş­kilerini; kalıcı barışın, istikra­rın, güvenliğin teminine katkı sağlanması ve karşılıklı yarar temelinde mümkün olan tüm alanlarda geliştirmeye çalış­tı. Meşru hükümet ile 2019’da “Güvenlik ve Askeri İş Birli­ği” ile “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” mutabakat muhtıralarını imza­layarak hem enerji konusunda hem de bölgedeki güç mücade­lesinde önemli kazanımlar el­de etti.

Türkiye, daha önce Libya ko­nusunda ters düştüğü bölge devletleriyle yürüttüğü normal­leşme sürecini ve ülkedeki nis­pi istikrarı gözeterek doğuya da açıldı. Libya’daki demokra­tik meşruiyetin devamından ve krizin uzlaşıyla çözülmesinden yana olduğundan, Trablus ile olan stratejik ilişkisinden taviz vermeksizin Libya’nın doğu­su ile de dengeli bir siyaset inşa etmeye başladı. Olumlu yönde seyreden Türkiye-Libya siyasi münasebetleri ve ülkede görece istikrarın temin edilmesi, ikili ekonomik ilişkilere de yansıdı ve Libya Türkiye'nin en çok ih­racat yaptığı ikinci Afrika ülke­si haline geldi.

Çatışmanın dondurulması ve hassas dengeler

Libya’da Trablus ve Bingazi arasında cereyan eden, ülkenin ve kurumların mutlak hâkimi haline gelme mücadelesi günü­müzde de hız kesmeden sürü­yor. Siyasi belirsizlik ve kırıl­gan güvenlik ortamının hâkim olduğu Libya, politik süreçler­de devam eden çıkmaz bağla­mında hala “donmuş bir çatış­ma bölgesi” olarak nitelendiri­liyor. Askeri hareketlenmelerin zaman zaman da olsa tırmanma eğilimi sergilemesi kapsamlı reformların hayata geçirilmesi­ni zorlaştırıyor.

Öte yandan, dış aktörlerin Libya’daki farklı ajandaları ve stratejik öncelikleri kalıcı uz­laşıyı engelleme potansiyeline sahip olduğundan, siyasi çözüm ve istikrar iç savaşa taraf olmuş bölgesel ve küresel güçlerin ta­mamının uzlaşısını da gerekti­riyor. Tüm yerel aktörlerin ide­olojik, siyasi, sosyo-ekonomik ve askeri çıkarları ile küresel güçlerin politik, askeri ve eko­nomik menfaatleri arasında bir orta yol, denge bulunmasının zaruri olduğu anlaşılıyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
İktisadi milliyetçilik 03 Şubat 2025
Ekmeden biçilmez 27 Ocak 2025