Donald Trump ve karşılıklı tarifeleri

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü  Sinan ÜLGEN

Trump yönetimi, İkinci Dün­ya Savaşı sonrasında ortaya çıkan kural temelli küresel tica­ret sisteminin sonunu getirme­ye niyetli gözüküyor. Zira gerek Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamalar gerek bu açıklamalar sonrasında hayata geçirilen ko­rumacı tedbirler, ABD yönetimi­nin Vaşington’u da bağlayan bu çok taraflı kuralları ihlal etmek­te bir beis görmediklerini orta­ya koyuyor.

Uluslararası ticarete ve küreselleşmeye zemin hazır­layan çok taraflı sistemin bu şe­kilde darbe alması ve bu alandaki öngörülebilirliğin zarar görmesi ise, açık ekonomiye sahip ülkeler açısından kötü haber. Bu ülkeler arasında Türkiye de olduğundan, Trump’ın bu politikalarından ne şekilde etkilenebileceğimize da­ha yakından bakmak gerekecek.

Trump ne istiyor?

ABD Başkanının ekonomi­ye dair, eleştiriye açık olsa da, bir vizyonu var. Bu vizyona göre ABD’nin daha yüksek bir üretim ve istihdam kapasitesine ulaş­ması için ithalatın ve de özellik­le Çin menşeli ithalatın engel­lenmesi gerekiyor. Bunun için de gümrük vergilerinin artırıl­ması lazım. Gümrük vergileri­nin yükseltilmesi, Trump’ın bu planına göre, üç farklı boyutta Amerikan ekonomisine katkıda bulunacak.

Birincisi, ithal ürün­lerin daha pahalı hale gelmesi ile birlikte tüketim, ithalattan yerli üretime kayacak ve dolayısıyla istihdam artacak. İkincisi, yük­sek tarifeler nedeniyle rekabet güçleri azalan ve ABD pazarına ihracat yoluyla ulaşamayan şir­ketler sırf o pazarda yer alabil­mek adına ABD’de yatırım yap­maya yönelecekler ve dolayı­sıyla ABD daha fazla doğrudan yabancı sermaye çeken bir ülke olacak. Üçüncüsü ise ilave güm­rük vergileri kamu gelirlerini ar­tıracak, böylelikle iktidar bütçe dengesine zarar vermeden üreti­me yönelik iç vergileri düşürme imkanına kavuşacak.

Bu beklen­tiler doğru olsun olmasın, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları açısından ABD’nin bu nitelikte­ki korumacı politikaları bu şekil­de hayata geçirmesi uluslararası ticaret kurallarının açık bir ih­lali niteliğinde. DTÖ tam da ül­kelerin tek taraflı olarak koru­macılığa yönelmelerini engelle­mek amacıyla kurulmuş olan bir örgüt. ABD bu yönelimi ile Bret­ton Woods sisteminin temel ya­pı taşlarından DTÖ’ye de tarifsiz bir zarar vermekte.

Karşılıklı tarifeler meselesi

Trump, kısmen ekonomik kıs­men de dış politika hedefleri doğ­rultusunda bir dizi ülkeyi (Çin, Meksika, Kanada, Kolombiya, AB) hedef tahtasına koyduktan sonra, tarifelerle ilgili politika­sında bir patika değişikliğine gi­derek, üçüncü ülkelere yönelik karşılıklı tarifelerin uygulana­cağını açıkladı. Buna göre ABD yönetimi, ABD’nin ticaret açığı verdiği ülkelere öncelik vermek suretiyle, ABD’nin ikili ticari iliş­kilerini ve bu bağlamda aslında ithalat-ihracat dengesini mercek altına alacak, ABD’nin ihracatı­na yönelik tarife ve tarife dışı en­gel uygulayan ülkelere karşı ta­rifelerini arttıracak.

Bu noktada vurgulanması gereken asıl deği­şiklik, bu analizin ABD’nin tica­ret ortağı ülkenin mal ticaretinde ABD’ye uyguladığı gümrük tari­feleri ile sınırlı kalmayacağı, ama aynı zamanda hizmet ticaretinin konusu olan ABD orijinli büyük dijital şirketlerin o ülkede karşı­laştıkları regülasyon veya vergi rejiminden kaynaklı ayrımcı po­litikaları da kapsayacak olması­dır. Asıl büyük ve belirsizlik ya­ratan mesele budur.

Bu doğrultu­da Trump AB’yi örneğin yalnızca otomotiv sektöründeki göreceli olarak daha yüksek gümrük ta­rifeleri nedeniyle tehdit etmek­le yetinmemiş, ABD menşeli diji­tal şirketlere AB pazarlarında ay­rımcılık yapıldığı iddiası ile bazı regülasyon ve vergilendirme uy­gulamalarını da şikayet konusu yapmıştır. Bu bağlamda Türkiye dahil bazı AB ülkeleri tarafından uygulanan Dijital Hizmet Ver­gisi (DHV) ile Türkiye’de taslak aşamasında olan ama AB düze­yinde uygulanmasına başlanmış Dijital Pazarlar Tüzüğü ile Diji­tal Hizmetler Tüzüğü, Trump’ın eleştirilerinin odak noktasında olmuştur.

Bu anlatılan yaklaşım doğrultusunda, ABD otoriteleri­nin hesaplayacakları ilave tarife­lerin, anılan tarife dışı engellerin de tarife benzeri etkilerini dahil edilmesi suretiyle mal ticaretin­deki gümrük tarifesi marjından oldukça daha yüksek bir seviye­de tespit edilecekleri anlaşılmak­tadır. Karşılıklı tarife savaşları­nın ilk adımı bu şekilde atılacak­tır. Yeni ABD yönetiminin, Elon Musk örneğinde olduğu gibi tek­noloji şirketlerinin etkisine daha açık bir yapıda olmasının bu tu­tumun ortaya çıkmasındaki be­lirleyici faktörlerden biri olduğu değerlendirilebilir.

Türkiye açısından değerlendirme

Trump yönetimin bu yaklaşı­mının Türkiye açısından ilk so­nucu 21 Şubat günü yapılan bir açıklama ile Türkiye dahil 6 ül­keye Dijital Hizmet Vergisi uy­gulaması nedeniyle soruşturma açıldığının ilan edilmesi olmuş­tur. Halihazırda Türkiye’de be­lirli eşiklerin üzerinde gelir el­de eden dijital şirketlerin ciro­su üzerinden yüzde 7,5 oranında bir Dijital Hizmet Vergisi tahsil etmektedir.

Bu vergi kalemin­den yaklaşık 10 milyar TL /300 milyon dolar tutarında bir ka­mu geliri elde edilmektedir. Bu düzenlemenin hayata geçmesi aslında OECD bünyesinde olu­şan bir mutabakat sonucunda olmuştur. Ancak Trump yöneti­mi Paris Anlaşmasında olduğu gibi büyük şirketlerin vergilen­dirilmesine yönelik söz konusu OECD mutabakatından da çe­kilmiş ve şimdi de bu vergiyi uy­gulayan ülkeleri tehdit etmeye başlamıştır. Bu şartlar altında, hükümet Dijital Hizmet Vergi­si uygulamasına dair bir karara zorlanacaktır. Birinci opsiyon mevcut uygulamada bir değişik­liğe gitmemektedir.

Türkiye’nin 2024 yılında ABD’ye ihracatı 12 milyar dolar mertebesine ulaş­tığı göz önüne alındığında, Diji­tal Hizmet Vergisi uygulaması gerekçe gösterilerek ABD tara­fından bütün ihracatımıza uy­gulanacak ilave gümrük tarife­sinin yüzde 2 oranında olacağı değerlendirilebilir. İkinci opsi­yon, DHV seviyesini düşürmek­tir. Aslında Türkiye dünyada bu vergiyi en yüksek oranda uygu­layan ülkedir. Oranının düşü­rülmesi kamu gelirleri üzerinde olumsuz bir etkisi olacaktır an­cak ABD’de ihracat daha az et­kilenecektir. Üçüncü ve kanaa­timce en düşük olasılık, bu ver­ginin tamamen uygulamadan kaldırılmasıdır.

DHV üzerine öneriler

Ancak DHV konusundaki ka­rar ne şekilde tecelli ederse etsin, burada temel amaç Türkiye’nin ABD’ye ihracatına uygulanacak potansiyel tarifelerin bazı başka vergi/regülasyonlar gerekçe gös­terilerek kayda değer biçimde arttırılmasının engellenmesi ol­malıdır.

Bu bağlamda da AB tara­fında ahiren uygulamaya geçiril­miş olmakla Trump’ın eleştiri­lerinin odak noktasına yerleşen Dijital Hizmetler/Dijital Pazar­lar Düzenlemelerine atıf yapmak gerekir. AB tarafında bu düzenle­melerin pazardaki etkilerine da­ir henüz tam bir resim oluşma­mıştır. Bu düzenlemelerin içer­diği kuralların gerek ülkelerin inovasyon kapasitesi gerek tü­ketici refahı açısından sonuçları henüz belirginlik kazanmamış­tır.

Dolayısıyla bu şartlarda özel­likle kamu gelirlerinin korunma­sı adına Dijital Hizmet Vergisi uygulamasına devam edilmesi iradesinin sergilenmesi duru­munda, TBMM’ye sevk aşama­sına gelmiş olan Dijital Pazarlar/ Dijital Hizmetler eşdeğer regü­lasyonun bir yandan ABD’nin Türkiye’ye yönelik korumacı­lık politikasının somutlaşma­sı diğer yandan bu düzenlemele­rin AB içindeki etkilerinin daha net olarak anlaşılmasına olanak tanınması açısından, bekleme­ye alınması değerlendirilmeli­dir. Sonuç olarak Trump yöne­timi uluslararası ticaret siste­minde büyük belirsizliklere yol açan bir dizi politikayı hayata ge­çirecektir. Büyüme modelini ih­racata dayandıran ekonomiler­den biri olarak Türkiye’nin de bu sistemsel şoku doğru okuması ve uluslararası ticaret politikasını potansiyel kayıplarını minimize edecek şekilde yeniden kurgula­ması elzem hale gelmiştir.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar