ÇİN… Daha yeni başlıyor...
Dünya’da dengeler değişirken, rekabet daha karmaşık. Son yılların yükselen ekonomisi Çin, fakir bir ülkeden küresel bir güce dönüşürken; görünen o ki, çok sayıda Batılı firmaya kepenk indirtecek.
Çin’in yükselişi tesadüf değil . . .
En başında belirtmek lazım ki, Çin hem ABD hem AB için hem önemli bir pazar hem de önemli bir rakip. Küresel büyümeler sınırlı bir aralıkta hareket ederken, Çin’in bu göstergedeki üstün performansı yıllardır takip edilir. Örneğin 90’lı yılların başında Çin yaklaşık yüzde 14 büyürken, aynı dönemde ABD yüzde 4, Almanya yüzde 2 ve AB yüzde 1.8 büyümüştü.
Pandeminin ilk yılı küresel küçülmeler yaşanırken, Çin yüzde 2.2 büyümüştü. En son veri ise şimdilerde Çin için yüzde 5’lik bir büyüme tahminine işaret ederken, AB tarafında yüzde 1’den ve ABD için yüzde 3’ten daha düşük bir büyüme performansı öngörülüyor. Almanya zaten negatifte. Çin’in son yıllarda önemli devlet destekleri ile küresel markalar yarattığını ve rekabeti kendi lehine çevirdiğini görüyoruz.
ABD’li teknoloji devleri yapay zekâ endüstrisinde büyük yatırımlar yapmakta. Mesela göze çarpanlar, 100 milyar dolar ile Amazon, 80 milyar dolar ile Microsoft, 75 milyar dolar ile Google ve 65 milyar dolar ile Facebook olurken, Deepseek gibi Çin’li şirketlerin bu büyük yatırımları gölgede bırakma olasılığını da kenara yazmak gerekir. Zira tüketicinin gözü de Çin’li markaların inovasyon potansiyelinde.
Çin bağımlılığı sanayi devi Almanya’yı tahtından ederken
Almanya bir dönemin sanayi ve teknoloji devi olarak kabul edilirken, bir süredir zor bir dönemden geçiyor. Burada hem düşük maliyetli Rus gazına erişim zorluğu hem de Çin etkisi ön plana çıkıyor. 1990’lı yıllarda Çin’in ucuz işgücü ve gevşek çevreci politikalarından nemalanmak için çok sayıda gelişmiş ülke şirketleri üretimlerini Çin’e taşırken, kimse bu bolluğun bir sonu olacağını hayal etmemişti. Çin daha önceki yıllarda üretim için Alman makine ve mühendisine ihtiyaç duyarken, şimdilerde makinesini kendisi üretmiş, mühendisini yetiştirmiş hatta bazı makineleri Almanya’ya ihraç eden bir Çin şekline dönüştü.
Almanya en çok Çin’den mal alıyor ancak Çin’in toplam ihracatının sadece yüzde 3’ü bu ülkeye. Çin verileri bu ülkenin dış ticarette çok sayıda pazara hitap ettiğini açıkça ortaya koyuyor. İşte bu koşullar da Çin’i eskisinden daha güçlü bir yere konumlandırıyor. Çin’e ticaret savaşı açmak eskisi gibi kolay olmayabilir. Zira Çin, küresel pazarlara öyle bir penetre etti ki, Çin’in talebinde küçük bir daralma bile çok sayıda Batılı ülke için durgunluk çanlarına işaret ediyor.
Bu da çok sayıda Amerikan ya da Avrupalı şirket için önemli bir risk olarak kabul ediliyor. Çin’de bu konuda elinin kuvvetli olduğunu iyi biliyor. İşte Almanya’da Çin’in bu hırslı büyüme hikayesine yetişemiyor. Bir zamanların Alman otomotiv devleri, Çin’in elektirikli araçları karşısında rekabet edemiyor. Trump’ın fosil yakıt düşkünlüğü ya da elektrikli araçların aslında o kadar da çevreyi korumadığı haberlerinin, Çin’in bileğini bükme çabaları olduğu olasılığını da değerlendirmek gerekir.
Yeni Çin markaları dünyaya yayılacak . . .
Çin’li markalar da artık gelir/kâr ya da piyasa değeri gibi farklı göstergelere göre en büyük şirket sıralamalarında üst sıralarda yerini alırken, ismini çok iyi bildiğimiz şirketlerle üst segmentte yarışıyor. İnovatif büyümede öncü gösterge olan patent başvuru sayıları Çin’i açık ara öne çıkarıyor. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün en son yayınladığı rapora göre (2023 yılı) küresel patent başvuruları 3.5 milyonu aşarken, bunun 1.6 milyonunu Çin’den gelen başvurular oluşturuyor.
Teknoloji devi ülkelerden gelen rakamlar ABD’de 518 bin, Japonya’da 414 bin ve Almanya’da 133 bin’e işaret ediyor. Bu patent başvurularından kaçı gerçekleşir, ürün şekline dönüşür ve markalaşır bilinmez ama küçük bir oran bile, kısa dönemde çok sayıda yeni Çin’li markanın hayatımıza gireceğinin kanıtı. Batı’ya bağımlı bir Çin mi? Çin’e bağımlı Batı mı? Göreceğiz. . .