Büyüyememe sorunu
Türkiye ekonomisinin büyümekte zorlandığına dair pek çok yeni bulgu çıktı ortaya. Geçen yılın sonundan bu yana ekonomide büyüme hızı geriliyor. Son gelen işsizlik verisi hem bu yargıyı pekiştiriyor hem de büyüyememe sendromunun sonucunun ne olacağına işaret ediyor.
Aslında büyüyememe sorunundan muzdarip olan bir tek biz değiliz. Tüm dünya iktisadi büyümeye, daha doğrusu büyüyememeye odaklanmış durumda. Küresel krizde uçuruma düşmüş olan ekonomiler yeniden büyüme rayına oturmakta zorlanıyorlar. Hemen herkes bu sorunu aşmanın yollarını arıyor. Üzerinde uzlaşılmış bir reçete, net ve önü açık bir yol da henüz ortada yok. Tabiri mazur görürseniz her kafadan bir ses çıkıyor. Laf çok ama ekonomilerde de bir büyüyememe sorunu var.
İktisatçılar arasında fikir ve çözüm birliği pek sık rastlanan bir durum değil. Bu defa görüşler arasında daha derin bir ayrışma var gibi. Küresel krizin ardından, makul ve alışılmış büyüme hızlarına tekrar nasıl ulaşılacağı konusunda farklı tezler dolaşıyor ortalıkta. Krize rağmen hala büyüme sorununu piyasalar çözer diyenler var. Tersini savunan, büyüyememe sorununu aşmak için ekonomiye müdahale edilmesinin zorunlu olduğunu, bunun için iktisat politikalarının daha aktif biçimde kullanılmasının, para ve maliye politikalarının gevşetilmesinin gerektiğini savunanlar da var.
* * *
Ayrışmanın derin olmasının önemli bir nedeni bu defa iki sorunun bir araya gelmiş olması. Sorunlardan birisi özellikle büyük ekonomilerde kamu açığının ve bundan kaynaklanan borç dinamiğinin fazlasıyla büyümüş olması. Bu sorunun çözümü iktisat politikalarının frenine basmaktan, maliye politikasını sıkılaştırmaktan, kamu dengesini onarmaktan geçiyor.
İkinci sorun ise küresel krizin ardından büyümeye başlamış gibi görünen ekonomilerde son bir yıldır ortaya çıkan durgunluk eğilimi. Bu sorunu büyüyememek olarak tanımlamak mümkün. Büyüyemeyen ekonomileri büyütmek için politikaları gevşetmek gerekiyor.
Aslında bu iki sorun arasında iki yönde akan bir bağlantı var. Bağlantının kamu açığından büyümeye akan yönü durgunlaşan ekonomiyi yeniden büyüme rayına oturtmak için kamu harcamalarını arttırma gereğinden kaynaklanıyor. İkinci bağlantı da büyümeden kamu açığına doğru akıyor. Kamu harcaması ile desteklenen büyüme sonuçta borç dinamiğini hızlandırıp borç stokunubüyütüyor.
* * *
Bu günün dünyasında pek çok ekonomi, az ya da çok, bu iki yönlü bağlantı arasında sıkışmış durumda. Ekonomiler büyümekte zorlanıyor. İktisat politikalarının daha aktif, daha gevşek biçimde uygulanması, büyümeye destek vermesi gerekiyor. Ama çok ciddi kamu dengesizliği ve borçlanma sorunlarının varlığı da aktif politika uygulanmasını sınırlıyor.
Para politikalarının zaten ciddi ölçüde gevşetilmiş olduğunu biliyoruz. Para bol, faiz oranları yerlerde sürünüyor. Ancak, daha etkin uyarıcının kamu maliyesinin gevşetilmesinden, yani bütçelerin açılmasından geleceği düşünülüyor. Borçlanma sorunlarına aldırmadan kamu harcamalarının arttırılmasını ve büyümenin uyarılmasını, aksi takdirde ekonomilerin bir "mali uçuruma" sürükleneceğini savunan görüşler var.
Bu günün koşullarında kamu açığından büyümeye akan bağlantının gerçekleştirilmesini zorlaştıran bir dizi sorun var. Bunların başında mali uyarıcıya ihtiyacı olan ekonomilerde kamu maliyesinin zaten problemli olması geliyor. Büyümesi için kamu maliyesinin desteklemesine ihtiyacı olan ekonomilerin hemen hepsinde küresel kriz sürecindeki gevşemeden arta kalan büyük boyutlu açıklar ve borçlar var.
"Aşağıya tükürsen sakal, yukarıya tükürsen bıyık" türünde bir açmaz bu. Büyüyememe sorununu aşmak isterseniz kamu maliyeniz iyice içinden çıkılmaz hale gelecek. Kamu maiyemi derleyip, toplayayım derseniz bu defa büyüyememeye mahkum kalacaksınız.
Belki henüz çok acil değil ama biz de benzer bir açmaza doğru yol alıyor gibiyiz. 2013 yılının en önemli meselesinin bu açmaza karşı geliştirilecek tavır etrafında biçimleneceğini düşünüyorum