Bu insanlar ne istiyor?

Emrah LAFÇI
Emrah LAFÇI Ekonominin Doğası emrah.lafci@dunya.com

Ekonominin tek elden idare edilme­siyle tamamen serbest piyasanın işleyişine bırakılması iki uç sistemdir. Serbest piyasa güçlünün daha da güç­lenmesine zemin yarattığı için müda­hale yanlısı iktisatçılar devletin bu ada­letsizliği azaltmak için oyun sahasında olmasını desteklerler. Fakat bu görüşte genel olarak devletin doğru bir yapılan­mayı kurguladığı, adaletsizliği körükle­mediği, imtiyazlı bir grubun kayrılmadı­ğı bir sistem varsayımı yapılır. Böyle bir sistem maalesef ki norm değil istisnadır.

Gerekli denge-denetleme mekanizma­ları oluşmamışsa gücü elinde bulundu­ran kamu otoriteleri de kuralları kendi lehlerine eğerler, bükerler. Bu da top­lam faydanın artması yerine azalmasına neden olur. Serbest piyasa ekonomisine daha yakın olan iktisatçılar da bu tarih­sel gerçekten yola çıkarak; serbest piya­sayı mükemmel olduğu için değil alter­natifine göre daha iyi olduğu için savu­nurlar.

Devlet hükümet muğlaklığı

Devletin ağırlığının yüksek olduğu ekonomilerde denge-denetleme meka­nizmalarının doğru kurgulanması gerek­tiğini belirttim yukarıda. Bu uygulama­ların en güzel örneklerini Kuzey Avrupa ülkelerinde görüyoruz. Özellikle vatan­daşlık bilincinin yüksek olduğu, insanla­rın ödedikleri vergilerin peşinde koştuk­ları, sandık dışında da hükümetlerden hesap sorma mekanizmalarının çalışır olduğu ülkeler bahsettiklerim.

Maalesef bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bu sistem bir süre sonra çalışmaz hale ge­lir. Devletle hükümet arasında çizgi gün geçtikçe belirsizleşir, bir süre sonra dev­letin bütün aygıtları iktidarda olan siyasi partinin iktidarda kalması için kullanılır. Yıllar içinde ilmek ilmek işlenen devlet teşkilatının da altı bu şekilde yavaş yavaş oyulur. Haliyle bu sistem de toplumun ta­mamının değil sadece imtiyazlı bir kesi­min zenginleşmesine sebep olur. Gelir dağılımı adaleti bozulur. Vatandaşlar oy deposu olarak görülür ve nihai amaç kal­kınma olmaktan seçim kazanmaya evri­lir.

Sosyal yardımların özellikle seçim za­manlarında artırılmasıyla geniş halk kit­leleri ikna edilmeye çalışılır. Bu sistemin finansmanı için de nispeten eğitimli orta sınıftan alınan vergiler kullanılır. Bu or­ta sınıfın memnuniyeti için çok fazla bir şey yapmaya gerek yoktur, çünkü herke­sin oyu bir tanedir ve bu sınıfı ikna etmek için çok çaba gerekir. İyi eğitimli gençle­rin yurt dışına üniversite okumak için ya da çalışmak için gitmelerinin arkasında da bu sistematik zımni strateji yatar.

Kalanlarsa zaman içinde sistemi den­geleyecek güçlerin yavaş yavaş tırpan­landığını izlerler. Demokrasiyi sadece sandığa indirgeyen bir akıl doğal olarak egemen gücün işine gelecektir. İki se­çim arasında daha az hesap vererek, da­ha opak, daha keyfi bir yönetimin sürdü­rülmesi ancak bu şekilde mümkündür. Tırpanlanan bu güçler doğru işleyen bir demokrasinin olmaza olmazlarıdır hal­buki. Kuvvetler ayrılığı ilkesinde vücut bulan bu güçler yasama, yürütme, yargı­dır. Bunların yanına bağımsız medyayı, sivil toplum kuruluşlarını, bürokrasiyi de ekleyebiliriz.

Sandık bile şüpheli

İşte bu güçlerin de çalışmaz olduğu durumda bir de seçimden seçime gelen sandığın bile neredeyse işlevini yitirme­si sistemin başka bir seviyeye geçtiğini gösterir ki bunun karşısına mutlaka di­kilecek bir güç toplumun içinden bulu­nur. Bu gücün büyüklüğüne göre bu mü­cadele demokratikleşmeye ya da daha da otoriterleşmeye doğru evrilir. İşte bu güç 2025 Türkiye’sinde gençler olmuş­tur.

İnsanlar; barışçıl gösteriler, boykot, grev gibi demokratik haklarını yukarı­da bahsettiğim birçok demokratik ku­rumun iğdiş edilmesine bir tepki olarak kullanmaktadırlar. İnsanların birçok bedeller ödeyerek tepkilerini gösterme­lerini uzun bir sürecin sonunda gelen bir çığlık olarak okumak gerekir. Bu sebeple de bugünden itibaren ayrıştırmanın, ku­tuplaşmanın yerine yumuşamanın, uz­laşının yolları aranmalıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar