Bu insanlar ne istiyor?
Ekonominin tek elden idare edilmesiyle tamamen serbest piyasanın işleyişine bırakılması iki uç sistemdir. Serbest piyasa güçlünün daha da güçlenmesine zemin yarattığı için müdahale yanlısı iktisatçılar devletin bu adaletsizliği azaltmak için oyun sahasında olmasını desteklerler. Fakat bu görüşte genel olarak devletin doğru bir yapılanmayı kurguladığı, adaletsizliği körüklemediği, imtiyazlı bir grubun kayrılmadığı bir sistem varsayımı yapılır. Böyle bir sistem maalesef ki norm değil istisnadır.
Gerekli denge-denetleme mekanizmaları oluşmamışsa gücü elinde bulunduran kamu otoriteleri de kuralları kendi lehlerine eğerler, bükerler. Bu da toplam faydanın artması yerine azalmasına neden olur. Serbest piyasa ekonomisine daha yakın olan iktisatçılar da bu tarihsel gerçekten yola çıkarak; serbest piyasayı mükemmel olduğu için değil alternatifine göre daha iyi olduğu için savunurlar.
Devlet hükümet muğlaklığı
Devletin ağırlığının yüksek olduğu ekonomilerde denge-denetleme mekanizmalarının doğru kurgulanması gerektiğini belirttim yukarıda. Bu uygulamaların en güzel örneklerini Kuzey Avrupa ülkelerinde görüyoruz. Özellikle vatandaşlık bilincinin yüksek olduğu, insanların ödedikleri vergilerin peşinde koştukları, sandık dışında da hükümetlerden hesap sorma mekanizmalarının çalışır olduğu ülkeler bahsettiklerim.
Maalesef bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bu sistem bir süre sonra çalışmaz hale gelir. Devletle hükümet arasında çizgi gün geçtikçe belirsizleşir, bir süre sonra devletin bütün aygıtları iktidarda olan siyasi partinin iktidarda kalması için kullanılır. Yıllar içinde ilmek ilmek işlenen devlet teşkilatının da altı bu şekilde yavaş yavaş oyulur. Haliyle bu sistem de toplumun tamamının değil sadece imtiyazlı bir kesimin zenginleşmesine sebep olur. Gelir dağılımı adaleti bozulur. Vatandaşlar oy deposu olarak görülür ve nihai amaç kalkınma olmaktan seçim kazanmaya evrilir.
Sosyal yardımların özellikle seçim zamanlarında artırılmasıyla geniş halk kitleleri ikna edilmeye çalışılır. Bu sistemin finansmanı için de nispeten eğitimli orta sınıftan alınan vergiler kullanılır. Bu orta sınıfın memnuniyeti için çok fazla bir şey yapmaya gerek yoktur, çünkü herkesin oyu bir tanedir ve bu sınıfı ikna etmek için çok çaba gerekir. İyi eğitimli gençlerin yurt dışına üniversite okumak için ya da çalışmak için gitmelerinin arkasında da bu sistematik zımni strateji yatar.
Kalanlarsa zaman içinde sistemi dengeleyecek güçlerin yavaş yavaş tırpanlandığını izlerler. Demokrasiyi sadece sandığa indirgeyen bir akıl doğal olarak egemen gücün işine gelecektir. İki seçim arasında daha az hesap vererek, daha opak, daha keyfi bir yönetimin sürdürülmesi ancak bu şekilde mümkündür. Tırpanlanan bu güçler doğru işleyen bir demokrasinin olmaza olmazlarıdır halbuki. Kuvvetler ayrılığı ilkesinde vücut bulan bu güçler yasama, yürütme, yargıdır. Bunların yanına bağımsız medyayı, sivil toplum kuruluşlarını, bürokrasiyi de ekleyebiliriz.
Sandık bile şüpheli
İşte bu güçlerin de çalışmaz olduğu durumda bir de seçimden seçime gelen sandığın bile neredeyse işlevini yitirmesi sistemin başka bir seviyeye geçtiğini gösterir ki bunun karşısına mutlaka dikilecek bir güç toplumun içinden bulunur. Bu gücün büyüklüğüne göre bu mücadele demokratikleşmeye ya da daha da otoriterleşmeye doğru evrilir. İşte bu güç 2025 Türkiye’sinde gençler olmuştur.
İnsanlar; barışçıl gösteriler, boykot, grev gibi demokratik haklarını yukarıda bahsettiğim birçok demokratik kurumun iğdiş edilmesine bir tepki olarak kullanmaktadırlar. İnsanların birçok bedeller ödeyerek tepkilerini göstermelerini uzun bir sürecin sonunda gelen bir çığlık olarak okumak gerekir. Bu sebeple de bugünden itibaren ayrıştırmanın, kutuplaşmanın yerine yumuşamanın, uzlaşının yolları aranmalıdır.