Basit ama zor…
Akademideki son yılımda “Para ve Bankacılık” dersinin finalinde öğrencilerime “Merkez Bankası politika faizini arttırmadan piyasadaki faizleri nasıl arttırır?” diye sormuştum.
Öğrencilerimden biri de finalden sonra, “Hocam merkez bankası neden böyle bir şey yapsın ki?” diye sormuştu. Soru anlamlıydı zira konuyla ilgili her ders kitabı merkez bankalarının normal şartlarda politika faizleriyle piyasaya yön verip daha uzun vadeli piyasa faizlerini belirleyeceğini yazar.
Politika faizleriyle piyasa faizlerinin birbirinden ayrışmaması para politikası için aynı zamanda bir kredibilite ölçütüdür. Geçen hafta TCMB’nin para politikası kararlarına bakınca ister istemez bunu hatırladım. Türkiye gibi normal şartların pek de yaşanmadığı bir ülkede “miş gibi yapmanın” birçok alan gibi para politikasında da Türkiye’nin normali olduğunu bir kez daha anladım.
Bağımsız kurumlar ve bürokratlar
Merkez bankalarının bağımsızlığının, şeffaflığının ve öngörülebilir olmasının önemini bir kez daha vurgulamaya gerek yok. AK Parti de ilk döneminde “bağımsız kurumlar” ve “bağımsız kalabilen bürokratlar” sayesinde kurumsal kalitenin faydasını gördü.
Türkiye’nin yeni bir istikrar programını yerli ve yabancı çevrelere kabul ettirmesindeki en önemli faktörlerden biri ekonomi politikasına yön veren bu kurumların siyasi ihtiraslardan ve dogmalardan bağımsız olarak politika üretmesinin önünün açılmasıydı. Daha sonraki yıllarda maalesef TCMB’nin hem bağımsızlığını hem de şeffaflığını kaybettiğini gördük. İktidardaki siyasetçilerin gönlünü hoş etmek için politika faizini arttırmayan merkez bankası yönetimi dolambaçlı yollardan piyasadaki faizleri arttırma yoluna gitmişti.
Bu da önemli bir kafa karışıklığını beraberinde getiriyordu çünkü para politikasına yön veren kurum iseniz faizleri bir politika malzemesi olarak değil politika aracı olarak kullanırsınız. Yatırımcılar başta olmak üzere faiz koridoru hedeflemesi, istisnai gün gibi uygulamaları anlamaya çalıştık. Politika faizinin ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti olduğu ve kafaların karışık olduğu bir dönemdi. Geçen hafta TCMB yeniden bu arka kapı çözümlerine başladı.
Çıkarılacak iki sonuç
Merkez bankası belki de açığa satışı caydırmak için bu adımları attı ama o sorunla baş etmenin adresi de TCMB değil, SPK’ydı. Nitekim, geçtiğimiz Pazar Sermaye Piyasası Kurulu çok doğru adımları atarak üzerine düşeni yaptı. Buradan çıkarılacak iki sonuç var. Finansal piyasalar açısından zor bir döneme girdiğimizin açık olduğu bu dönemde her adımı TCMB’den beklememek gerekiyor.
BDDK, SPK gibi kurumların TCMB ile beraber hareket ederek hızlı ve etkili tedbirleri alıp TCMB’nin asıl görevini basit ve anlaşılır politika adımlarıyla atmasını sağlamak lazım. İkincisi de son dönemde kurumsal yapı açısından yakın döneme kıyasla daha iyi ve profesyonel bir görüntü çizen TCMB’nin basit, anlaşılır ve siyasetten bağımsız bir duruşta ısrar etmesi gerekiyor. Zamanında futbol efsanesi Johan Cruyff “futbol basit bir oyundur, zor olan onu basit oynamaktır” demişti. Para politikası da öyle: basit oynamak zor ama bir o kadar da etkili…