AB’nin anti damping cezalarına maruz kalmaya başlayan ihracatımız

Öner GÜNÇAVDI
Öner GÜNÇAVDI Öner GÜNÇAVDI oner.guncavdi@dunya.com

Yaşadığımız si­yasi olayların ekonomik maliyeti zamanla ortaya çı­kacak. Ancak eko­nomi yönetiminin enflasyonla müca­dele politikasının doğurduğu yan etki­ler ihracatçı şirket­lere zarar vermeye devam ediyor.

Kastettiğim kurların baskı­lanarak TL’nin değerlenmesi değil.

Bundan çok daha önemli olan yapısal bir sorunun hal­ledilmesi gerekiyor. Enflas­yonla mücadele ederken, eko­nomideki yapısal sorunlara değinilmemesi ve dahası bun­ları ortadan kaldıracak hiçbir çaba içine girilmemesi ekono­mimizin geleceği için giderek daha önemli hale geliyor.

Tekrarlamakta fayda var.

Türkiye ekonomisinin bu­günkü sorunlarını sadece pa­ra politikası ile çözmek müm­kün değildir.

Para politikaları yapısal so­runları çözmekte yetersizdir. Sadece kısa dönemde oluşan istikrarsızlıkları giderip, ya­pısal problemlerle baş ede­bilmeleri için ekonomi yöne­timlerine istikrarlı ekonomik bir ortam sağlalar.

Şimdilik bu konuyu tartış­mayı başka bir yazıya bıra­kalım. Benim dikkat çekmek istediğim ihracatçı şirketle­rimizin ve ülkemizin ihracat yapısının içinde bulunduğu bazı açmazlar. Böyle bir yapı ile ihracatta istikrarı temin etmeyi bırakın, çok arzula­nan katma değerli ve rekabet­çiliği yüksek ihracatçı sek­törlerin oluşması hayal.

Sürekli kurları baskılaya­rak ihracatçı şirketlerin sa­dece rekabet gücüne zarar ve­rilmiyor. Aynı zamanda sek­törlerin yapısı bozulurken, Türk firmalarının birbirleri­nin aleyhine birtakım sonuç­lar doğuracak iş pratiklerine başvurmalarına yol açıyor.

Maalesef bunlara yol açan bazı şirketlerin siyasetle olan ilişkileri bu tarz davranışlar içine girmelerini teşvik ediyor.

Anti damping korkusu

Bugün ihracatçı bazı sek­törlerimiz sadece değer ka­zanan TL’den şikâyetçi değil. Bu durum artık veri alınmış gibi bir şey.

Şu anda endişe duymaya başladıkları çok daha önem­li tehditlerle karşı karşıyalar. Bazı sektörlerimizdeki ihra­catçı şirketlerimiz AB Komis­yonun nezdinde yürütülen an­ti-damping soruşturmalarına maruz kalıyorlar. Buna maruz kalan en son sektörümüz sera­mik sektörümüzdü. İtalyan ve İspanyol üreticilerin şikâyeti sonucunda yürütülen soruş­turmada, Türkiye suçlu bu­lundu ve Türk seramik üreti­cilerinin AB ülkelerine yaptığı ihracata ek vergi konuldu.

Zaten bugün seramik sek­töründe yaşanan sıkıntıların önemli bir nedeni de budur. Sektörde bunca yıl, devlet teşviki ile oluşturulan üre­tim kapasitesi yeterince kul­lanılamamakta ve birçok şir­ket ya üretimi durdurdu, ya da durdurmanın eşiğine gel­di. Onca yatırım battı.

En son döküm sektörü de benzer bir tehlikeyle karşı­laştı. Bu alanda AB ülkelerine ihracat yapan döküm şirket­lerine yönelik benzer yeni bir anti-damping soruşturması başlatıldı.

Soruşturmanın sebebi bazı Türk şirketlerinin yurtiçi sa­tış fiyatları ile AB ülkelerine yaptığı ihracattaki satış fiyat­ları arasında görülen “fahiş” fark. AB bu farkın ekonomik ve/veya teknolojik bir üstün­lükten mi, yoksa birtakım an­ti damping uygulamalarının sonucu olacak mı ortaya çık­tığını anlamak istiyor.

Açık söylemek gerekirse, sadece AB üreticileri değil, Türkiye’deki birçok şirket bile yurtiçi fiyatlarıyla ihra­cat fiyatları arasında bu den­li farklı bir fiyatlama yapa­bilecek ne teknolojiye ne de ekonomik duruma sahip. Bu farkın başka şeylerle açıklan­ması gerekli. Eğer açıklamaz ise Türk döküm ürünlerine AB’den anti damping yasala­rını ihlalden bir ceza daha ge­lecek.

Sektörün tüm şirketlerinin bundan sorumlu tutulması elbette mümkün değil.

Kayıt dışılıkla mücadele gerekli

Ama kurumsal olmayan ve kayıt dışı birçok işler yapan, siyasi bağlantılarını kendine koruma alanı yaratmak için kullanan bazı firmalar iç pa­zardaki karlılıklarından taviz vermeden, dışarıda zararına satış yapabiliyorlar. Sanırım içeride siyasi yakınlıklarının onlara sağladığı kazançlarla dış pazarlarda oluşacak ka­yıplarını yeterince telafi ede­biliyorlar.

Ama bu şirketlere döviz ge­lir akımı sağlamak ve bunun için katlandıkları zararı tela­fi birtakım kayıt dışı işlem­lerde bulunmaktan sakınca görmüyorlar. Siyasi yakınlık­larını yardımıyla bu iş pratik­lerinde devam edebiliyorlar.

Bu şekilde hem AB yasala­rına karşı geliyor, hem de da­ha verimli, teknolojik olarak daha iyi durumda olan yerel firmalara büyük zarar veri­yorlar. Bu şirketlerin yaptık­ları verimlilik arttırıcı onca yatırımı boşa çıkarıyorlar.

Ülkenin ihracatının katma değerini arttırmayı ve üreti­min teknolojilerinin yenilen­mesini kendine amaç edin­miş bir ekonomi yönetimi­nin, bu durumla mücadele etmesi gerekmektedir.

Ancak ekonomide “mer­diven altında” kayıt dışı iş­lemler yapan ve bu yüzden de teknoloji ve verimlilik gibi kı­sıtları önemsemeyen firma­larla rekabet edebilmek sa­dece AB’li şirketler için değil, aynı zamanda Türk şirketleri için de giderek zorlaşıyor.

Buraya kadar anlatılanlar herkesin bildiklerinden çok farklı değil.

Ama bu şirketlerin, AB ko­misyonu nezdinde yürütü­len ve sektördeki tüm şir­ketleri zan altında bırakan yasal bir soruşturmaya ma­ruz bırakmaları, işini kural­lına göre yapan firmalara da ek maliyetler getiriyor. Eğer bu soruşturmaların ardın­dan komisyon, bu şirketlerin yaptıklarından dolayı döküm sektöründeki tüm şirketle­ri anti-damping yasalarına aykırı davranmakla suçlar­sa, daha önce seramik sektö­ründe olduğu gibi, tüm bu su­ça iştirak etmemiş diğer Türk firmaları da bundan zararlı çıkacaktır.

Artık ekonomi yönetiminin, işini kitabına göre yapan fir­malar için içeride ve dışarıda risk oluşturan bu firmalarla ve onların iş pratikleri ile mü­cadele etmesi zaruridir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar